Ana sayfa KÖŞE YAZARLARI O BİR SESSİZ EFSANE

    O BİR SESSİZ EFSANE

    74
    0

    “Çam dalına takıldı,
    Katırımın yuları.
    Dil verse de söylese,
    Seksenveren suları.”
    Eynesil/İsaklı

    Öğretmen Hüseyin Özdemir’i tanır mısınız, diye sorsam çoğu insan tanımaz.
    İnsanlar O’nu, kemençe veya zurna sanatçısı olarak bilir.
    Öyle tanınır…

    Müzisyen bir aileden geldiği ve kendi de çok iyi bir sanatçı olduğu için, haksız da sayılmazlar.

    Uzun yıllardır tanıdığım Hüseyin öğretmenimle zaman zaman buluşup sohbet ederiz…

    Bu sohbetlerde ilginç bulduğum bilgileri not ederim.

    Bu yazı, o notlar içinden sizler için seçip aldığım güzelliklerdir.

    Umarım beğenirsiniz.

    “Yeterli öğrenci olmadığı için 1960 yılından önce, öğretmen okullarına sınavsız girilirdi.

    Sınavla okula giren öğrenciler biziz.
    Sınav sözlüydü, o zamanlar mülakat denirdi.

    Trabzon Erkek Öğretmen Okulu giriş sınavına Görele’den Hasan Hüseyin Torçuk, Hasan Bakıcı, Mehmet Kırtorun ve Zıvalı Ahmet katıldık, başka varsa da ben hatırlamıyorum…

    Matematik, türkçe ve Müzikten soru sordular galiba.

    Bana sorulan sorulardan bir tanesi, Fatih’in ölüm tarihiydi.
    Bilemiyordum.
    Ne cevap vereceğim diye kıvranırken, sonradan beden eğitimi öğretmeni olduğunu öğrendiğim komisyon üyesi bir öğretmen, 1483 diye tiyo verdi…

    Merkez okulundan mezun olmamıza rağmen iki kazanabilmiştik…”

    “Müzik öğretmenimiz, Trabzon Öğretmen Okulu’nun efsane müzik öğretmeni Kör Süleyman’dı.
    Notu çok kıttı, öğrenciler ayağından tutup Avonos Köprüsün’den sarkıttıkları halde gene de müzikten bırakmış diye söyleniyordu…”

    “Beden öğretmeni ut, ben de klarnet çalıyordum.

    Birlikte meşk yapmaya başladık…
    O zamanlar sanat müziği yasaktı.

    Müdür nasıl olduysa, bizim sanat müziği meşk ettiğimizi duymuş.
    Bir öğrenciyle bize salonu terk etsinler, diye haber gönderdi.

    Müdür eski Galatasaray Başkanı Ergün Gürsoy’un akrabalarından Ahmet Gürsoy’du.

    Meşk yapmayı bırakmadık.
    Başka mekanlarda müdürden gizli olarak meşk yapmayı sürdürdük…

    Otuz yıl sonra bir lokantada karşılaştık, sık sık benden söz ediyormuş, görünce çok heyecanlandı.
    Tabi ben de…”

    “O zamanlar Trabzon Musikisi Cemiyeti vardı.
    Başkan Teoman Önaldı…
    Derneğin merkezinde meşk yapılırdı. Ben de klarnet çalıyordum…

    Bir ara cemiyet olarak Vakfıkebir’de konser verdik…
    Güzel günlerdi…
    Artık iyice tanınmıştık..”

    “Bir ara Almanya’dan araştırmacılar geldi. Müdür beni çağırdı, bütün öğretmenler oradaydı.

    Kemençeyle birşeyler çaldım. Çaldığım parçalardan biri de yöresel bir türküydü.
    Hangi türküyü çalmıştım, şimdi hatırlamıyorum.

    Hayrettin Günay anlattı; Trabzon Teknik Üniversitesi’sinden bir araştırmacı, Almanya’da benim kayıtları bulmuş. Adamdan o kayıtları istemiş ama adam vermemiş.

    Adını öğrensem bulurum ama artık geçti…”

    “1977’de Ziya Okay İlkokulu’na atandım. Yıllar sonra çarşıya inmiştim.

    Ziya Okay’da ilk olarak halk oyunları ekibi kurdum.

    O ekiple 1981/1982 Eğitim Öğretim Yılı’nda Giresun Halk Oyunları yarışmasında birinci olduk.”

    “O zamanlar, Hasbal’ın Oteli’nin bir bölümü Ahmet Kaçar’ın bekar odasıydı.
    O odada Azmi Özdemir, Sabri Özdemir, Fethi Karamahmutoğlu ve adını unuttuğum bir doktor meşk yapıyorduk…

    Bu ekip Görele Musiki Cemiyeti olarak sinamada konserler verdik…”

    “Okul etkinliklerinde horan havasının bir bölümünü zurna, öbür bölümünü de kemençe ile çalardım…
    Akçaabatlılar beni bu etkinliklerde tanımışlar…
    Bana Akçaabat oyun havaları verdiler.
    Bu havalar üzerinde epeyce çalıştım.

    Japonlar 1983 yılında İpekyolu ülkelerini tanıtmak için Türkiye’den de bir halk oyunları ekibi arıyorlarmış.

    Bize de tanıtıcı broşürler verdiler…
    Akçaabat Horan Ekibi olarak sıkı bir çalışma yapıp Ankara’daki seçmelere katıldık.

    Japonlar, daha tanınmış grupları bırakıp bizi seçtiler. Devlet Halk Dansları Grubu çok istedikleri halde seçilemediler.
    Bu yüzden çok bozulduklarını sonraları çok duyduk.

    Sanırım bizim ekibin seçilmesinde, benim kemençe ve zurna çalmamın da etkisi oldu.

    İki kişi yerine bir kişi götürmek Japonların da işine geldi…
    Bu sayede bir kişinin masrafından kurtuluyorlardı.

    Gösteriler bittikten sonra, bizi halkın içine saldılar…
    Japon halkı bizi bağırlarına bastı…
    Sokaklarda elele kolkola tur attık…
    Kardeş gibi olmuştuk…

    Benim için unutulmaz anılardır.”

    Bu yazıyı notlara bakıp yazarken inanın başka dünyalara gidip geldim.

    Acı tatlı anılar…

    Bugün için hepsi de çok değerli…

    Hüseyin öğretmenime uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

    Şükrü Çoban

    (06/03/2020)

    BİR CEVAP BIRAK

    Lütfen yorumunuzu yazınız
    Lütfen isminizi yazınız