Ana sayfa GENEL KORONA GÜNLERİ-AKLIMA TAKILANLAR

KORONA GÜNLERİ-AKLIMA TAKILANLAR

135
0

İlk başlarda bu korona salgınında koca koca devletlerin neden bu kadar abartılı davrandığına bir türlü anlam veremiyordum. Acaba kaçırdığım bir şey mi var diye incelediğimde gördüm ki ülkeler, kendi sağlık sistemleri açısından korku içerisindeydiler. Açıkçası o kocaman ülkelerin yoğun bakım sistemleri ağır hasar alacak ve halk mağdur olacak, hastane koridorlarında yoğun ölümler yaşanacaktı. Yani bugünden geriye baktığımızda, İtalya’da, İspanya’da, Fransa ve Amerika’da ne yaşanıyor ise işte korkulan şey tam olarak oydu.

Ayrıca, ülkeler aşı veya ilaç veya nokta atışı bir tedavi geliştirilene kadar zaman kazanmak istiyordu. Bütün korku ve paniğin sebebi buydu.

Tüm dünya, korona virüsü doğru dürüst tanınmıyordu-ki hala öyle sayılır.

Nerden nasıl bulaştığı yüzde yüz bilinmiyordu-ki hala öyle sayılır.

Pratikte kullanılacak ilaçlar bilinmiyordu-ki hastalığı tanımlayamazsanız ilacını da bilemezsiniz ve hala ilacı yok. Sadece kimi ülkelerin deneme yanılma yöntemiyle elde etmiş olduğu tecrübelerden faydalanılmakta.

Hastalığı tanımlayamazsanız, aşısını da geliştiremezsiniz-ki zaten aşı işi twit atarak yapılacak bir şey değil, uzun süreli, uzun soluklu bir iş. Pat diye milyarlarca insana bir şeyleri zerk edemezsiniz. Etkileri, yan etkileri vs. pek çok şeyin uzun zaman aralığında kontrol edilmesi gerekir. Düşünün ki kullanmış olduğunuz herhangi bir ilacın reçetesinde (prospektüs) yer alan o yan etkiler bir iki günde ezberden yazılmıyor. Yıllar alıyor. Aşı çalışması da öyle…

Hastalığın yayılma hızı da çok yüksek, öyle ki yaklaşık bir ay içinde tüm dünyaya bulaştı. Bu arada ilginç gelişmeler de oldu. Mesela Wuhan’dan kalkıp dünyanın en ücra yerlerine kadar seyahat kısıtlaması olmaksızın gidebilen virüs, nedense Şanghay, Pekin gibi büyük Çin diyarlarına bir türlü ulaşamadı. Çindeki vaka sayısı ve hatta ölüm sayısı çok komik kaldı. Bu duruma, açık toplum-kapalı toplum bakış açısıyla mı bakmalı. Yoksa Çin ülkesinin bütün bir dünyaya kontrollü bir virüs bırakmış olabileceği yönünden mi bilemiyorum. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Dünya Sağlık Örgütü, virüsün doğal olduğunu savunuyor lakin bizleri de hayal kırıklığına uğratmıyor. Ne demek istiyorum yani, virüs evet doğal virüs olabilir fakat doğal virüs olması, onun Wuhan eyaletindeki bir laboratuar çalışmasının ürünü olmadığı anlamına gelmiyor. Pek tabi ki birileri bu doğal virüs üzerinde çalışırken, bile isteye veya kazara salgını başlatmış olabilir-ki bana en cazip gelen senaryo budur. Söz konusu Çin ülkesi ise masumiyet karinesinin pek işe yarayacağına inanmıyorum.

Hastalığın seçiciliği de çok ilginç. Nerdeyse tam bir tanımlamaya sığdırılamıyor. Bakıyorsunuz doksan yaşındaki tansiyon hastası bir insan hastalığı atlatıp kurtulabiliyorken yirmili otuzlu yaşlardaki kimi gençler hiçbir ikincil hastalığı yokken bile vefat edebiliyor. Fakirleri seçiyor desen değil, zengini seçiyor desen değil, ırk ayırıyor desen, dedikoduları var ama henüz bilimsel değil. Şu an en bilindik şeyler, istatistiki olarak, erkeklere daha düşkün bir hastalık olduğu ve ayrıca şeker, tansiyon gibi kronik hastalıkları olanları ve hele ki yaşı altmış beşin üstünde ise öldüresiye sevdiği.

Bir de şunu söylemek isterim ki bize bir şey olmaz zihniyetiyle, Çin ülkesinde başlayan bu salgına aldırış etmedik. Hani haksız da sayılmayız. Bu adamlar her sene SARS falan bir sürü şeyler salıp gönderiyorlar dünyaya. Kimisi bize ulaşıyor, kimisi teğet geçiyor, kimisini hissetmiyoruz bile. Bu yüzden biz de eski yaşam standartlarımızda sonuna kadar direndik. Umrecilere ateş düşürücü verilmesi hikâyesi gibi… Ne zaman ki işin ciddiyetini anladık, top yekün bir travma ve şok yaşadık. Özgürlüğümüz elimizden alınmış, kapkaça uğramış gibi hissettik.

Umre olayının yaşandığı Suudi Arabistan ülkesinin vaka ve ölüm sayısı da hayli ilginç geliyor. Türkiyedeki vaka ve ölüm sayılarını az ya da eksik bulanlar bu ülkenin sayıları konusunda ne düşünüyorlar acaba. Çünkü oradan gelen umrecilerimiz koronayı ülkemizin dört bir yanına yayarken, bu ülkenin vakasız ve ölümsüz olması hayli ironik. Sanki bizim umreciler bu hastalığı Mekke’de değil de yolda kaptılar. Bu durum da kapalı bir toplumun en büyük göstergesi elbette! O yüzden Türkiye’nin cumhuriyet sistemine taş atanların şöyle enikonu dünyaya bakmaları gerektiğine inanmaktayım.

Zaten dünyadaki vaka ve olay sıralamasına baktığınızda, en başı çeken ülkeleri çeşitli şekillerde ya da farklı açılardan değerlendirmemiz mümkün.

-Bu ülkeler mümkün olduğunca açık ve şeffaf olmaya özen göstermektedir. Sıralamada en baştaki ülke genel anlamda, en açık ve şeffaf ülkedir.

-Sıralama, uluslar arası ilişki ve sosyalleşmesi yoğun olan ülkelerin sıralamasıdır. Yani bu ülkeler gerek turizm, gerekse iş ve ekonomi açısından uluslar arası geçiş alanı, iş birliği ve yoğunlaşma alanıdır. Mesela Yunanistan ile Türkiye kıyaslamasını böyle yapın. Eğer bu salgın, turizmin coştuğu yaz aylarında olsaydı, Yunan diyarı telef olmanın ötesine geçebilirdi.

-Vaka ve olay sıralamasını etkileyen bir diğer husus ise test sayılarıdır. Yani eğer test yoksa vaka ve ölüm de yoktur. Bu açıdan test yapma kabiliyeti, yeteneği veya ekonomik gücü olmayan ülkeler listenin elbette ki ortalarında ve sonunda yer alacaklardır. Bu onların iyi ve başarılı olduklarını göstermez. Onları Türkiye ile kıyaslamanız ise sadece sizin cehalet katsayınızı gösterir.

-Vaka sayısı fazla fakat ölüm sayısı az olan ülkeler ise sağlık sistemi başarılı olan ya da başarılı sayılması gereken ülkelerdir. Almanya, Güney Kore ve Türkiye gibi… Aynı zamanda bu ülkelerin tedavi ve tedbir konusunda da inisiyatif sahibi oldukları, belli bir beceri seviyesini aştıkları söylenebilir.

Basit bir virüs bile olsa, eğer düşmanını tanıyamıyorsan yenemezsin. Biz hala düşmanımızı tanıma aşamasındayız ve hala körü körüne bir savaşın içindeyiz. O yüzden evde kalmak ve zaman kazanmak bizim için vazgeçilmez çare. Bu hastalığa ne kadar geç yakalanırsanız o kadar şanslısınız diyebilmek mümkün.

Elbette ki ülkeler bir yerde tercih yapmak zorunda kalacaklar, ya daha az insan ölsün diye sıkı tedbirlere devam edecekler ve bunun bedeli olan batık bir ekonomiyi kabullenmek zorunda kalacaklar. Ya da kabul edilebilir sayıda vaka ve ölüm oranlarını makul sayarak ekonominin çarklarını döndürmeye başlayacaklar.

Nihayetinde görmektesiniz ki kapitalist piyasanın aç kurtları hastalık, salgın, ölüm falan dinlemeksizin zayıflayan ekonomilerden faydalanma aşamasına geçmiş bulunmaktadır. O yüzdendir ki dolar ve altın fiyatları aşırı derecede zıplamaktadır. Mahallenin bilindik marketlerinde bile fırsatçı zihniyet fiyatları devamlı yukarı çekmekte ve kimi zaman insaf ölçüsü tanımamaktadır.

Bize düşen şey sabırla beklemektir. Çünkü yakın bir gelecekte sistemin yeni ayarları belirginleşecek ve normalleşme bir şekilde sağlanacaktır. Bir şekilde sözünden kastım ya ilaç, aşı, tedavi bulunacak ve eski günlerimize dönüş olacak ya da yeni yaşam tarzımız sosyal mesafeli koronalı bir yaşam olacak.

İktidar hangi siyasi partinin ya da görüşün olursa olsun, Türkiye insanı, devletine inanacak ve güvenecektir. Maske dağıtımı başarısız olsa bile, yurt dışındaki vatandaşlarını Türkiye kadar samimi kucaklayan, uçaklar gönderip çaresizlere çare olan bir başka ülke yoktur. Bizim sağlık bakanımızda olan sıcaklık ve samimiyet, pek çok ülkede rastlanılası bir şey değildir.

Tarihin tozlu sayfalarına baktığınızda göreceksiniz ki Türk milleti işte sırf bu yüzden devlet kavramını önemsemiş, değerli ve dokunulmaz kılmıştır.

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar-şair adı belirtilerek telif haklarına saygı göstermek kaydıyla, kullanılmasında/alıntılanmasında bir sakınca yoktur.)

 

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazınız