Ana sayfa KÖŞE YAZARLARI DİYANET NEDEN BU KADAR TARTIŞILIYOR ?

    DİYANET NEDEN BU KADAR TARTIŞILIYOR ?

    34
    0

    Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğu günden bu yana hiç bu kadar tartışılmamıştı.
    Bu kadar da siyasallaşmamıştı. Hiç bu kadar gündemde olmamıştı.
    Türkiye’de bu boyutta yaşanan kurumsal tartışmalar hiç de hayra alamet değildir.
    Yazının tamamını okumaya üşenenler ya da zamanı olmayanlar için hemen söyleyelim; bütün bu tartışmalar Diyanet İşleri Başkanlığını kaldırmak için olmasın!
    Biz bu tartışmaları özelleştirmeler öncesinden hatırlıyoruz. Özelleştirilecek olan kurumlar önce tartışmaya açılır, aleyhte bir kamuoyu oluşturulur; personel çokluğuna vurgu yapılır, zarar ettiği öne sürülür ve devletin sırtında bir kambur olduğu söylenerek halk ikna edilirdi. Bütün bunlar bilinçli ve programlı bir çalışmayla sürdürülürdü.
    Şimdi aynı yöntem Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden ilerletiliyor.
    Öncelikle kadroları şişirildi. Cumadan başka cemaati olmayan camilere bile görevli kadrosu verilerek atamalar yapıldı. Sonra da ülkenin en fazla personeli olan kurum diye eleştiriliyor. Bütçesi de bilmem kaç bakanlığın bütçesinden daha fazla diye konuşuluyor.
    Verdiği fetvalarla sürekli tartışılan bir kurum oldu nerdeyse. Sanki tartışılsın diye o fetvalar özellikle veriliyor. Başkanın zırhlı aracı ayrı bir tartışma konusu.
    Son olarak Ayasofya’nın ibadete açılışında Başkanın kılıçlı kalkanlı hutbesi ülkenin başka sorunu yokmuş gibi kamuoyunu günlerce meşgul etti. Bazıları günden değiştirmek için yapılıyor dese de asıl meselenin kurumsal bir tartışma yaratmak olduğunu düşünüyorum.
    Halk bir şeylere hazırlanıyor gibi.
    Diyaneti kapatıyorum denildiğinde, iyi ki de kapatıyorsun denilmesine çalışıyorlar sanki. Zaten devletin sırtında kamburdu diyecek halk. Cemaati olmadığı için namaz kıldırmadan para alan görevliden tutun da Başkanın siyasi görünümüne kadar onlarca neden koyarlar önünüze. Kaldı ki maaşlı imamların arkasında namaz kılınmaz diye camilerde namaz kılmayan bir dini grup bile var. İmamlık ücrete tabi değildir diyorlar.
    Geçmişte devlet çimento mu üretir, devlet demir çelik mi satar, devlet kâğıt mı imal eder, devletin şeker veya sigara fabrikası mı olur diyenler bugün devletin imamı mı olur, müezzini mi olur demeye getiriyorlar sözü!
    Gelişmiş batı ülkelerinde devletin din işlerine karışmadığını, din görevlisi atamadığını ve din görevlilerine maaş vermediğini ortaya koyanlar var. Avrupa Birliği’ne girmeye aday bir ülkede dinin devletin bir kurumu tarafından idare ediliyor olması da göz önünde bulundurulmalıymış. Yoksa bizi almazlarmış!
    Nedenler o kadar çok ki!
    Peki, bu kurum kapatılırsa din ve inanç işlerini nasıl yürüyecek?
    Sanki asıl gelinmek istenilen nokta da tam burası! Din ve inanç özgürlüğü kavramında her birey veya dini grup kendi inancını yaşam tarzı olarak sürdürecek. Bu gruplar ilerleyen zaman içinde mezhep ve tarikatlara dönüşerek kendi yorumlarınca bir inanç yaşama özgürlüğüne kavuşacaklar. Gerçek bir din ve inanç özgürlüğü ortaya çıkacak!
    Biraz garip bir öngörü değil mi? Olur mu öyle şey diyeceksiniz ama bilmiyorum yani; neden olmasın? Cumhuriyetle birlikte kapatılan tarikatların yeniden açılması için bir uğraşı verilmiyor mu zaten? Olur mu öyle şey dediklerimiz olmadı mı?
    Mevcut din görevlilerini diğer kurumlara yerleştirerek arzulan kadronun oluşması da pek ala sağlanabilir. Özelleştirilen kurumların personelleri başka devlet kurumlarına yerleştirilmişti. Açıkta kalacak değiller ya!
    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu boyutta tartışılması hiç de normal değil, bunu kesinlikle bilesiniz. Başka bir amaç yoksa bu kurum neden bütün yönleriyle kamuoyunun gündeminde? Neden her gün alışılmışın dışında bir gelişme oluyor Diyanet’te?
    Geçmişe bakarak bugünü değerlendirmeye çalıştık. Elbette sizlerin de farklı yorumları olacaktır. Üzerinde düşünmeye değmez mi sizce de?

    BİR CEVAP BIRAK

    Lütfen yorumunuzu yazınız
    Lütfen isminizi yazınız