Ana sayfa KÖŞE YAZARLARI ÜSTAD KATİP ŞADİ ANISINA: CENNET KUŞU..

    ÜSTAD KATİP ŞADİ ANISINA: CENNET KUŞU..

    51
    0

    (Toprağın Bol Olsun Ey Kemençeci Katip Şadi)

    Çocuk,  gözleriyle doyumsuz bakıyordu Görele’ye. Denizin lacivert koyuluğundan başlıyor, dağların efsunlu yeşiline doğru uzayıp gidiyordu. Önce fındık bahçeleri, ardından orman ağaçları yeşilin rengarenk tonlarına bürünüyordu. Köylere doğru uzanan toprak yollar acemi bir ressamın elinden çıkmış çizgiler gibi kıvrıla kıvrıla gizli saklı bir ufka doğru yol alıyordu.

    Köyler vardı oralarda. Unutulmuş köyler. Kaderine terkedilmişliği  ve yalnızlığı yaşayan fukara yürekler. Derelerinin küçücük bir değirmeni döndüreceğim diye çağıldayıp durduğu, çağlanlardan büngüldeyerek aktığı saklı diyarlar.

    Bu ayrılışın uzun soluklu bir veda olacağını hiç düşünmemişti. Bir ayağının hep buralarda olacağını sanmıştı.

    Gurbete yolculuk diyorlardı buna. Umuda ve ekmeğe.

    Kimisi Alamanya’nın yolunu tutmuştu, kimisi İstanbulun. Görele’de umudun fırınları çalışmıyordu. Köylerde saclarda ve kuzinelerde pişen mısır ekmekleri  umutları yeşertemiyordu. Yamalı geziyordu sevdalar.

    Erikler çiçek açtığında baharın kokusunu tam tekmil alıyordunuz ama çarşıdan alınmayan bir Trabzon lastiğiyle bahar sevinciniz tuzağa tutulmuş bir kuşun acısına dönüşüyordu.

    Otobüs hareket ettiğinde ancak arka camın buğusundan seziliyordu Görele. Sıla bitmişti.Tekerler gurbete doğru yol alıyordu. Bir çocuğun ağlamaklı gurbetine.

    Yüreğine gurbet yazan bir çocuğu avutmaya çalışan bir kemençe üstadı vardı o otobüste; Katip Şadi. Onun türkülerini dinledikçe, kemençe ezgilerini duydukça hüzün vuruluyordu. Ricat ediyordu gözyaşları.

    Ve çocuk büyüdükçe hep içinde tuttu o kemençe ezgilerini. Düşlerinde hep yeşilin sevdalarına yol aldı. Erik ağaçlarının, taflanların, dutların ve kirazların baharını içinde saklı tuttu. Yüreğine bezedi  en güzel orman çiçeklerini.

    Köyün patikalarında muras oynadığı anları naftalinli bir kesekağıdına doldurdu. Cilim çamurundan yaptığı papatya değirmenlerini  de. Köy sünnetçisine karşı gösterdiği onurlu direnişi hatırladı. O “Çabuk yerine yapıştır kestiğini..” deyişini de daha bir dikkatle sarmaladı. Köyde saçını kesen dayısının sinkafları da saklanmalıydı.

    Göynümüş armutların en güzel tarafını aldı.Tadını hisseder gibi oldu. Kokusu çok uzaklardan geliyordu.

    Minnet hikayelerini ve ecinnileri alıp almamakta tereddüt etti. Ne kadar da korkardı evin bahçesindeki helaya giderken.Oysa yiğitlik orda belli olurdu. Ecinnilere karşı korkmadan çişini yapabilmekti  cesaret.

    Sarıcalıların yuvasını dağıtmıştı bir kere Kaş Tarlası’nda. Sonra hepsi birden Osmanlı  Akıncıları gibi üstüne çullanmış ve tüm Karadere’den feryadı duyulmuştu. Kimbilir belki Maksutlu’dan yada Sağlık Köyünden bile duyan vardı.

    O acıyı ve “Yandım Anam!” feryadını saklamalı mıydı? Karar veremedi.

    Tanrım saklanacak daha ne çok anı vardı. Daha kurtarılmış bahçelerde başak günleri vardı. Derelerde taş kaydırmaları ve tivsi avları. Tırmıt mantarı toplamanın dayanılmaz cazibesi, bir dut ağacını silkeleyip, eller ve dudaklar morarıncaya kadar yemenin çocuksu sevinci vardı. Yol kenarlarındaki saylarda güneşi  kollayan kertenkeleler için yapılan sürek avları ve daha nice küçük mutlulukların resmedilmiş anıları.

    Bütün bunları nasıl saklayacaktı ki?

    Ne zamana kadar saklayacaktı ki?

    İşte o an bir daha geri dönemeyeceğinin korkusunu yaşamıştı. Koca dağların dumanlarla bezenişini görememek iyi miydi yoksa kötü mü?

    Dik yamaçlardan tepelere doğru uzanırken rastlaşan ve birbirine içten selam veren insanları görememek saflığın ve iyiliğin yok oluşu muydu?

    Caranaklarla gelen gök gürültülü sağanaklarda kuytularda dinlenmek, bir yerler bulup saçakaltı yapmak o koca şehirlerde bulunan bir şey miydi?

    Ya kaybolurlarsa?

    Ya bütün anılar naftalinli kesekağıtlarında,  olur ya eriyiverirlerse?

    Ya bir gün kimliğinde yazılı duran o Görele yazısı siliniverirse? Nereye ait olacaktı? Sılası neresiydi? İlk durak yada son durak neresiydi? Bir gün imamın mekanına düştüğünde kim alıp onu nereye bırakacaktı?

    Toprağına yağmur yağacak mıydı?

    Köyündeki o rahmet kokusu olacak mıydı o topraklarda?

    Ya kıraç topraklarda kalırsa, ya gül bitmezse toprağında? Yabani otlara, dikenlere kalırsa?

    Gelip başucuna dua okuyanı olacak mıydı? Ya olmazsa?

    Bilmediği, tanımadığı insanlarla nasıl paylaşacaktı oraları, nasıl kalacaktı o yaban ellerde kıyamete kadar?

    Tekerler gurbete doğru yol alıyordu. Bir çocuğun ağlamaklı gurbetine.Geri dönüş yoktu.

    İçindeki tüm sılayı biriktirdi çocuk. Durmadan biriktirdi. Naftalinledi ve sakladı.

    Ne zaman bir kemençe ezgisi duysa, o ezgiye ne zaman türküler karışsa yüreğindeki naftalinli kesekağıdı kıpır kıpır oluyordu.

    Koca yemyeşil bir vadinin yüreğinin çöllerinde açtığını görüyordu.Bir köy deresinin usul usul akan nazlı melodisi çağıldıyordu içinde bir yerlerde.

    İçinde efsun gizleyen nağmeler tüm kesekağıtlarını parçalayıveriyordu.

    Ne zaman bir kemençe ezgisi duysa, o ezgiye ne zaman türküler karışsa yüreğindeki naftalinli kesekağıdı paramparça oluyordu.

    Anılar günışığına çıkıyordu. Ekmeğini alıyor, dut pekmezi tadındaki anılarına banıyordu.Doyasıya banıyordu.

    Artık korkmasına gerek yoktu. Yokolmuyordu hiç bir şey. Sadece saklanıyordu.

    Kemençeyi seviyordu. Kemençe çaldığında anılarının bütün renkleri bir araya geliyor, ortaya koca bir renk cümbüşü çıkıyordu.

    Hayatının ötelerde kalmış tüm renkleri kemençenin ezgisinde gizleniyordu.

    O çaldığında yücelerde bir cennet kuşu havalanıyor ve saklı bahçelerinde durmadan ötüyordu.

    O ötüşü seviyordu. Tıpkı yaşamı sevdiği gibi.

    Kemençeler hep çalsın, cennet kuşu hep ötsün istiyordu.

    Şimdi tüm anıları bir yaylaya çıkmış horon üstüne horon tepiyordu.

    Kemençe hala çalıyor ve çocuk gülümsüyordu.

    Anılar yokolmuyor, kemençenin ezgisinde gizleniyordu.

                                                                  Aydın Kulak

    (Kaynak gösterilerek ve yazar-şair adı belirtilerek telif haklarına saygı göstermek kaydıyla, kullanılmasında/alıntılanmasında bir sakınca yoktur.)

    BİR CEVAP BIRAK

    Lütfen yorumunuzu yazınız
    Lütfen isminizi yazınız