Ana sayfa MAGAZİN Biz ip atlar skeç yazardık

Biz ip atlar skeç yazardık

13
0

Trabzon
Devlet Tiyatrosu sanatçılarından ve Türkiye’de reyting rekorları kıran
2008’den beri ekranlarda olan gündüz kuşağı dizisi ‘Unutma Beni’ adlı
dizinin başrolü Didem Özkavukçu Aygün ile kendisi gibi samimi bir röportaj
gerçekleştirdik. İşte yoğun programına rağmen bizleri kırmayıp
‘Didem’i, İlkay’ı ve kendisine dair bilinmeyenleri anlatan Ressam Turgut
Aygün’ün eşi Didem Özkavukçu Aygün’ün röportajı…

Öncelikle teşekkürler, 1500’ncü bölümünü gören bir dizinin
çekimleri arasında bizlere vakit ayırdığınız için. Sahnede olma isteği
ilk olarak nerede başladı?
“Ben şimdi şimdi düşünmeye
başladığımda anlıyorum ki, çok küçük yaşlarda başlamış aslında. Biz
sokakta ip atladığımız zamanlarda, kendi kendimize skeçler yazar
oynardık. Ama ilk sahneye çıkışım lisede oldu. Fakat Kamu Yönetimi
okurken tamamen emin oldum kendimden. ‘2001 yılında’ diyebilirim,
‘profesyonel anlamda vardım sahnelerde’ diye.”

Sahnede ilk alkışı duyduğunda neler hissettiğini hatırlayabiliyor musun?
“O anda neler hissettiğimden ziyade, annemin yüz ifadesi, teyzemin
ağlaması. Onlar geliyor hemen aklıma. Fakat şimdi düşününce
anlayabiliyorum ancak, ne kadar değerli ve kıymetli anlarmış diye. Şu
son dört yıldır daha iyi anlıyorum. Meslek olarak yapınca anlıyorsunuz,
seyirci için ‘oynamak’ ne demek… Onlar için yaparken çok daha başka
şeyler ifade ediyor o alkışlar”

Kendimden emin olana kadar bekledim

Kamu Yönetimi okurken bu ani dönüşüme sebep olan şey neydi?
Bu kararı vermek güç olsa gerek. ‘Evet, Didem sen sanat için var
olmalısın’ nasıl dedin kendine? Çünkü bu ilginç bir ayrıntı. Bambaşka
bir trene binmiş giderken, hayatına çok daha realist bir kararla ivme
kazandırıyorsun? Bu nasıl oldu? “Benim hayatımda hiçbir karar anlık
olmadı. Hep bir garanti aradım. Gerçekten kendimden emin olana kadar
bekledim. Ülkemizde eğitim sistemindeki ‘yarış atı’ muamelesinden ben de
nasibini almış biriydim. Ve Ankara’nın iyi okullarından birinde
okuyordum. Şimdi onlar çok çok iyi yerdeler. Böyle bir kapasiteye sahip
eğitim hayatımın içinde kalkıp ‘ben burada okuyamayacağım’ diyemedim
elbette. Ailemin onca yıllık emeğine saygı duydum. Ama şu şekilde
yaptım; sözleşmeli olarak devam ettim Ankara’da tiyatroya. Bu süreçte
aldığım yorumlar hep cesaret vericiydi. Okuduğum bölümden mezun olunca
masa başında çalışacaktım. Bu da kabullenemediğim bir durumdu. Sonra,
okulu bırakmayı düşündüm fakat ailemden destek almadım. Onlar da
haklıydı. Ben de Kamu Yönetimi’ni bitirdim ve sonra tekrar hazırlandım
yetenek sınavlarına. Ve işte şimdi buradayım.”

43_7

Diziden dolayı Ankara’dasın, Tiyatro ve evliliğin için
buradasın… Her an her yerdesin işin aslı… Peki, bu karmaşa arasında
Didem nerede?
“Didem, bunlar zaten… Ben hep yazı düşleyerek
yaşayan biri haline geldim. Çünkü, Ağustos 15 dendiğinde hem dizi seti
hem de tiyatromuz başlıyor. Her şey aynı anda başlıyor ve aynı anda
bitiyor benim hayatımda ve ben o arada bir gün bile tatil yapmıyorum.
İnsan böylelikle çalışmaya alışıyor. Dört yıldır bu şekilde yaşıyorum.
Tek beklentim insanlardan destek, anlayış… Ama bu konuda da hiçbir
sıkıntı yaşamıyorum. İyi niyet olduğu için Didem bunların hepsinin
içinde gayet iyi bir şekilde yaşıyor.”

Her yerde ben varım

Bir programda ‘Televizyon izlemezdim ben odamda otururdum hep’ dedin. O odada ne vardı?
“Neler yoktu ki! Ben vardım, hayallerim vardı. Televizyonda saatlerce
arasam da asla bulamayacağım kadar güzel görüntüler ve renkler vardı.
Arkadaşlarım odama girdiğinde uzun bir süre incelerdi eşyalarımı. Ben
gittiğim ve girdiğim her yere kendimi götürürüm. Şimdiki evim de,
çocukluğumdaki odamın daha genişlemiş hali.”

Rolümün hakkını veririm

Son olarak neler söylemek istersin?
“Yargılamalara karşıyım. Ben mümkün olduğu kadar sosyal medyada
sevenlerime yanıt vermeye ve kırmamaya çalışıyorum ama kötü şeyler
yazıldığında üzülüyorum elbette. Bende herkes gibi işimi yapıyorum.
Limon satan birinden bir farkım yok. O da işini yapıp akşam evine
gidiyor ben de. İşin üzücü ve anlaşılmaz tarafı ise oynadığımız
rollerden dolayı yapılan saldırılar. ‘İlkay’ rolünde evli bir kadını
oynuyor olmam, gerçek hayatta ki eşimle çarpıtılabiliyor. Akıl almaz
şeyler bunlar. Dizide ağlayıp gülüyor olmam, günlük hayatımda da aynı
şekilde davranmamı gerektiriyormuş gibi bir algıyla karşılaşıyorum.
Bunları artık aşmamız lazım. Ben rollerimin hakkını verip, herkes gibi
evine giden; eşiyle, sanatıyla, sevdiği şeylerle mutlu olmaya çalışan
biriyim. Bunun dışında herkese sevgilerinden ve desteklerinden dolayı
teşekkür ediyorum.”

Ölümsüz olmak gibi gayem yok

‘Sanat
hala kime ve niye yapıldığı tartışılan bir şey fakat şöyle bir durumda
gözlenebiliyor sanatta ve sanatkarda; Yaptıklarının, üretiminin
karşılığını çok geç verir ve ölümsüzleşmek için sanatta, gerçekten ölmek
gerekir… Bu seni korkutuyor mu? Yaşlanma kaygısı var mı içinde?

“Oyunculuk o kadar güzel bir meslek ki; eğer seksen yaşında ayakta
durabilecek kadar sağlığın varsa sana göre rol de vardır. Bu yüzden
ölümsüz olacağım gibi bir gayem yok galiba. Ben daha çok kendimi nerede
görüyorsam orada oluyorum. Önüme çıkan fırsatları doğru şekilde
değerlendirmeye çalışıyorum sadece. Açıkçası sanat ihtiyacını da Trabzon
Devlet Tiyatrosu’nda karşılıyorum. Ben o sahnede, bir şeyleri beraber
yaptıkça mutlu oluyorum ve gerisini çok hesaba katmıyorum.” Rejisör
bakışına sahip misin peki? “Bunun için eğitim almayı düşünmüyor değilim
ama sahnede olmak o kadar güzel ki, bilemiyorum sanki kıskanır sahneye
atlarım reji yaparken. Şimdi değil galiba. Bunun için biraz daha zamana
ihtiyaç var.”Haber Kaynak:www.karadenizgazete.com.tr

Elif Tuğçe BALABAN

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen isminizi yazınız